MİDE KANSERİ

Kanserden ölüme sebep olan organları sıralarsak; birinci sırada akciğer kanserlerinin ikinci sırada ise mide kanserlerinin bulunduğunu görürüz. Amerika Birleşik Devletlerinde yalnız 1996 yılında mide kanseri sebebi ile 14.000 kişinin öldüğü ve her yıl 22.800 yeni mide kanseri tanısı konulduğu bildirilmiştir.

Bu hastalığın önemli bir özelliği farklı coğrafik dağılım gösteriyor olmasıdır. Örnek verirsek, erkeklerde bir yıl içinde yeni tanı konulan mide kanseri olgularının toplumdaki oranı Amerika Birleşik Devletleri’nde 7,3:100.000 iken, Japonya’da 80:100.000 oranına yükselmektedir. Cinsler arasında görülme sıklığı da erkeklerde kadınlardan 2 kat fazladır.
Gelişmiş ülkelerde mide kanserinin giderek azaldığını görmekteyiz. Bunun sebebini açıklamakta; gıdaların saklanmasında eski yöntemlerin daha çok kanserojen madde oluştururduğu, özellikle soğutma yöntemi ile bu zararın azaldığı ileri sürülmektedir.

 

Mide kanserinin gelişimine sebep olabilecek faktörler tam olarak ortaya konulamamışsa da, bazı risk faktörlerinin bulunduğunu ve tümör gelişiminde önemli rol oynadığını bilmekteyiz. Yaşanılan çevre ile genetik etkileşimin önem taşıdığı, bu hastalığın çok sebepli ve kompleks bir olay olduğu gösterilmiştir.

 

Mide dokusunun Helicobacter pylori mikrobu ile erken yaşlarda enfekte olunması sonucunda, gelişmekte olan ülkelerde, midede kronik gastrit hastalığına yol açarak kanser gelişme riskini 5-6 kat artırdığı görülmektedir. Bu sebeple Helicobacter pylori 1. Grup kanserojen faktörler arasında yer almaktadır. Kronik gastriti bulunan ve Helicobacter pylori ile enfekte olanların yalnızca % 1’inde kanserin görülmesi, henüz belirlenemeyen ek faktörlerinde var olduğuna işaret etmektedir.

 

Midede ülser hastalığı olanlarda da kanser gelişme riski yüksek bulunur, oysa duodenum (onikiparmak barsağı) ülseri olanlarda riskin azaldığı bilinmektedir. Başka faktörler arasında fazla miktarda tuz kullanımı, midede nitrit oranının arttığı özellikle mide asiditesinin düşük olduğu durumlar, tuzlanarak veya tütsülenerek hazırlanan gıdaların tüketimi, sigara kullanımı ( 1,5-3 kat yüksek risk ), alkol kullanımı, radyasyon ve asbest etkisinde kalmak, mide ameliyatı ( 15 yıl sonrasında risk artar ) ve kalıtımsal özellikler (bir cins barsak kanseri ile birlikte bulunması; Napoleon Bonaparte ailesi örneğinde olduğu gibi çok sayıda kanserli olgu bulunan aileler bildirilmiştir) sayılabilir.

 

Mide kanserini tanıtabilecek bulgular ne yazık ki erken devrede belirgin değildir. Kanserin ilerlemesi ile birlikte karın üst bölümünde rahatsızlık hissi, yemek sonrası şişkinlik ve ağrı şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Bulantı olmaksızın iştahsızlığın bulunması ve kilo kaybı sık görülen belirtilerdir. Midenin yukarı bölümü kanserlerinde yutma güçlüğü daha belirginken, midenin alt kımının tutulduğu kanserlerde kusma şikayeti önde gelmektedir. Ağızdan veya dışkı ile kan gelmesi, kan değerlerinin düşük olması ve karında kitle bulunması yine kanserli olguların önemli yakınma ve bulgularıdır.

 

Sindirim sisteminin endoskopik tetkiklerle incelenmesi % 95 oranında kesin tanı konmasını sağlayan önemli bir yöntemdir. Endoskopi laboratuvarlarının ülkemizde giderek yaygınlaşması hastalığın daha erken dönemlerde tanınmasında önemli yarar sağlamaktadır.
Yine midenin radyolojik yöntemlerle tetkiki de sıklıkla kullanılan bir tanı aracıdır. Röntgen ile belirlenen bir mide ülserinde 6-8 haftalık ilaç tedavisi sonunda iyileşme olmaması halinde biyopsi yapılması şarttır.
Diğer bir inceleme yöntemi tomografidir, tümörün sınırlarını ve yayılımını belirlemekte yararlıdır. Endoskopik ultrasonografi tekniği yardımıyla diğer yollarla belirlenmiş tümörün özelliği hakkında ayrıntılı bilgi sağlamaktadır.
Bir kan testi olan tümör markerlarının yüksekliği daha çok ilerlemiş safha kanserlerinde görülmektedir.
Mide kanserinin ülkemizde de ölümle sonuçlanması ve akciğer kanserinden sonra ikinci sırada gelmesi, hastalığın önemini ortaya koymaktadır. Özellikle orta ve ileri yaş grubunda yukarıda söz edilen şikayetler bulunuyorsa kişinin Gastroenteroloji, Dahiliye veya Genel Cerrahi polikliniklerinden birisine müracaat etmesi gerekmektedir. Böyle bir durumda kişinin beklentisi şikayetlerinin hangi sebeple ve hastalıktan olduğunun belirlenmesi olurken, hekimin bir amacıda özellikle bu yaş grubunda olanlarda kanser hastalığının bulunup-bulunmadığını kesinliğe kavuşturmaktır.

 

Doktorunuz tanı koymak amacıyla şikayetlerinizi dinledikten ve hastalığın özelliklerini sorguladıktan sonra vücut muayenenizi yapacak ve gerekli gördüğü kan sayımı, gaitada gizli kan, tümör işaretleyicileri gibi kan tetkikleri, üst sindirim sistemi endoskopisi ( özefagogastroduodenoskopi ) veya mide grafisi, tomografi gibi tetkiklerinden bir kısmının yapılması ile incelemeler tamamlanacaktır. Bunlardan fiberoptik veya videosistem ile yapılan endoskopik girişimler gerekli incelemelerin ve biyopsi işlemlerinin yapılmasını sağlamaktadır.
Bir noktayı tekrar hatırlatmak yararlı olacaktır; ailesinde mide kanseri bulunan kişinin şikayetlerin şiddetli dereceye ulaşmasını beklemeden yani hafif veya sıradan belirtileri görmezden gelmeyip, hekime müracaat etmesi erken tanı ve tedavi fırsatını kaçırmamasını ve sonuçta gelecekte sağlıklı ve problemsiz yaşam geçirmek amacında olan kişinin sağlığını koruma bilinci ile kanser hastalığını yenmesini sağlayacaktır.
Henüz mide dokusunda küçük yer tutan ve yüzeyel olan kanserler erken mide kanseri olarak tanımlanmaktadırlar. Bu dönemdeki kanserler mide dokusu dışında yayılım yapmamış olduklarından tümüyle mideden temizlenmesi küratif olmakta, tam iyileşme sağlanmaktadır. Japon Gastroenterologların öncülük yaptığı endoskopik erken mide kanseri tedavisi başarılı bir yöntem olarak kabul görmektedir.